'Chopin'in müziğinde zerafet var'

by Cemal / 2/23/2017 / 0 Yorum Yapıldı

İSTANBUL Dört yaşında İstanbul Belediye Konservatuvarına girdi. Oradaki eğitimini tamamladıktan sonra Budapeşte Franz Liszt Akademisi, Almanya’nın Freiburg şehrindeki Hochschule für Musik Okulu, ABD Güney Kaliforniya Üniversitesi’nde eğitim aldı. Son olarak da Amerika’da doktor unvanı kazandı. İlk albümünü 2001 yılında kaydetti, Liszt yorumladı. Mozart, Schubert, Beethoven, Schumann yorumlarının yanı sıra Ahmet Adnan Saygun yorumları ve Saygun besteleriyle kaydettiği albümüyle adından söz ettirdi. Kaliforniya, Santa Barbara’da yaşayan piyano virtüözü Zeynep Üçbaşaran şu sıralar Müzik festivali vesilesiyle İstanbul’da. Bu gece Chopin eserleriyle Süreyya Operası’nda karşımıza çıkacak Üçbaşaran’la konser öncesi sohbet etme imkânı bulduk... Uzun yıllardır Amerika’da yaşayan biri olarak çağdaş Türk bestecilerini takip edebiliyor musunuz? Bundan beş - on sene öncesine göre çok daha iyi takip edebiliyorum. Çeşitli projeler üzerine çalışıyorum. Adnan Saygun’un eserlerinden oluşan bir CD çıkarmıştım Naxos’tan. Sonra hayatta olan genç bestecilerimizden Server Acim, bizler için iki, üç oda müziği eseri besteledi, onları yurtdışında dinleyicilere sunduk. Daha sonra benim bir ‘üç piyano’ projem oldu, bunu kayda geçirdik. O proje için Kamran İnce, eksik olmasın beste yapmayı kabul etti. Server Bey de kabul etti. Onu da hayata geçirdik. Üç piyano projesinden bahseder misiniz? Üç piyano projesi fikri Adnan Saygun’un üç piyano için yazdığı bir eserden doğdu. Projede Brezilyalı piyanist Sergio Gallo ve İspanyol Miguel Ortega Chavaldas’la çalışıyorum. Projenin bir amacı da Türk bestecilerinin uluslararası bestecilerle aynı albümlerde yer almasını sağlamak. Şu anda çağdaş bestecilerle irtibattayım, ilgilenenlerin eserlerini seslendirmeye hazırım. Her festival döneminde Türk Besteci ve sanatçılara yeterince yer verilmediğiyle ilgili görüşler beyan edilir. Siz ne düşünüyorsunuz bu konuda? Bundan 15-20 sene öncesine döndüğümüzde festivallerde bugünkü sayıdan daha fazla Türk piyanistlerin ya da sanatçıların yer aldığını mı görüyorduk? Pek emin değilim. Belki bugün daha bile fazla olduğuna inanıyorum. Tabi ki Rusya, Estonya, Macaristan’da yapılan festivallerde kendi sanatçılarına ayırdıkları kapasiteler bizde henüz ayrılmıyor. Bu doğru. Bu konuda bazı yazışmalar oldu, bu yazışmaları izleme fırsatım oldu. Yakınanlar da var, hem haklılar hem de bir yerde her sene birilerine yer veriliyor. Bu ‘bizlere yer verilmiyor, şunlara yer veriliyor’ tartışmasına dönmediği sürece ben inanıyorum ki zamanla da daha çok sanatçımıza yer verilecek. Ben müzik festivalinin Türkiye’ye büyük hizmette bulunduğunu düşünüyorum. Eleştiriler önemlidir; çünkü eleştiriler yeni organizasyonların kurulmasında etkili olur. Aslına bakarsanız Türkiye’de müzik eğitiminde de Türk bestecilere pek fazla yer verilmediğini görüyoruz... Evet, eğitim sisteminde bizim bestecilerimize yer verilmez. Oysa ki, biz bir okulu ancak kendi bestecilerimize çok yer vererek oluşturabiliriz. Ben konservatuvarda yarı zamanlı bir öğrenciydim, eğitimim boyunca hiçbir Türk bestecinin eserini çalmadım. Bu çok acı. Çünkü siz küçükken sizi aydınlatacak biri yok bu konuda, size ne verilirse onu çalıyorsunuz. Ama Rus okulunun Macar okulunun hepsinin kitapları var. Onlar önce kendi bestecileriyle haşır neşir oluyorlar, bu çok önemli. Temelde bir dengesizlik var onu onarmak lazım. Türk bestecilerinin daha vasat olduğu yönünde bir görüş var belki de... Ben küçükken Türk bestecilerinin daha vasat olduğunu söylerlerdi. Oysa, düşünsenize, siz sürekli gelişiyorsunuz, ancak gelişmekte olan yeni Türk bestecileri yok. Çünkü bir itilip kakılma, köşede kalmışlık var. Kör noktada kalmış bir konuya, bu gözle bakmak yerine, onu altından tutup aydınlığa kavuşturmak lazım. Köşede kalmış, gelişmemiş bir noktaya bakarak Türk bestecilerine vasat diyemezsiniz. Önce hocaların fikirlerini değiştirmek gerek. Adnan Saygun bestelerini yorumladığınız albümün Naxos gibi dünyanın önde gelen bir klasik müzik firmasından çıkması bununla ilgili bir adım mıydı? Ben Adnan Saygun’un çok iyi bir besteci olduğu ninnisiyle büyümüş bir piyanist değilim. Sonradan kendi ilgimle onun piyano eserleriyle haşır neşir oldum. Çalıştıkça çok hoşuma gitti. Hani biz Türkler çok önem veririz ya, ‘dışarısı’nın bizim için ne düşündüğüne. Mesela ben Saygun’u Amerika’da çaldığımda Bach’tan Chopin’den daha büyük ilgi gördü. Hepsi Saygun demeyi biliyor ve konserlerden önce ‘Saygun var mı? Saygun için geliyoruz’ diyenler oluyor. Bununla birlikte, siz de erken yaşta Türkiye’den gittiniz? Akademi eğitimimi Budapeşte’de aldım. Daha sonra Freiburg’da iki sene master yaptım, sonra ABD’de doktoramı aldım. Erken yaşta Türkiye’den gidişim buradaki okulumun kötü olduğu anlamına gelmiyor. Fakat buradaki okullar belli bir seviyeye kadar yetirştiriyorlar, daha sonrası için kendinizi geliştirmek istiyorsanız, yurtdışına gitmeniz gerek. Çünkü bir noktada ne kadar çalışırsanız çalışın belli bir yaşa kadar elinizden tutulması gerekiyor. Bilgiye ihtiyacınız var. Bunun buradaki konservatuar hocalarının kendilerini ne kadar geliştirmiş olduklarıyla da ilgisi var. Bugün çok iyi okullar var; ama benim zamanımda böyle bir imkân yoktu. Bu bir tek bizler için değil, Macaristan’da yetişen bir insan da akademiyi bitirdikten sonra yurtdışına gidiyor, çünkü başka görüşlere ihtiyaç duyuyor. Müzik festivali konserinizde Chopin eserleri yorumlayacaksınız. Chopin müziği size ne hissettirir? Chopin’in müziğinin içinde zerafet var. Kadife gibi bir müzik. Çünkü o kendi romantik dönemi bestecilerine göre farklıydı. Hiçbir zaman Liszt gibi konser salonlarının favori müzisyeni olmadı. Daha içine kapanık daha sahnelerden uzak durmuş biri. Zengin aristokratların parasını almış, onlara da hizmet etmiş. Halkın insanı olmuş bir besteci değil. Onu da müziğinde görüyorsunuz, çok zarif bir insan. Onun müziği sonsuz bir kuyu gibi, her zaman yeni bir şey keşfediyorsunuz. Armonik yapısında formunda büyük bir potansiyel var. Küçük parçalar mı yoksa büyük eserler mi seslendirmekten daha çok keyif alıyorsunuz? Beş altı sene öncesine kadar çok büyük eserler çalıyordum. Mesela bir konserde üç, dört sonat. Daha sonra dedim ki günümüzün koşullarında, seyirci uzun programlarda yoruluyor. Halbuki parçaları değiştirdiğiniz zaman seyirciyi 9, 10 dakikada bir tazeliyorsunuz. Bu konserde yedi parça çalacağım, hiçbiri 15 dakikayı geçmiyor. Yıllardır süren yoğun temponuzun içinde bir de annesiniz. Zor olmuyor mu? Aslında kolay olmuyor. Bazı sanatçılar enstrümanlarını çocuklarının önünde tutar. Benim için bu mümkün değil. Kızım hep en önde, aslında piyanom da en önde, iki tane çocuk gibi... Hayatı ona göre dengeliyorsunuz. Çok erken kalkmam gerekiyor. Büyük bir enerjiyle devam ediyorum güne. Her şeye yetişmeye çalışıyorum. Kızım şimdi 12 yaşında ama bebekken zordu. Doktora yıllarıma bebekliği denk geldi. Ama ailecek üstesinden geldik. Hem kızınız hem de eşiniz müzikle uğraşıyor bildiğim kadarıyla... Piyano ile başladı. Bir gün bana galiba bir evde bir piyanist yeter ben keman çalacağım dedi. Kendi bölgesini çizdi. Eşim de amatör olarak çello çalıyor. Bazen hepimiz birlikte çalıyoruz. Mutlu Yıllar Chopin / Süreyya Operası/ 20.00 / Biletler 20 ile 50 lira arasında