İkiz kardeş gibi: Arjantin-Türkiye

by Cemal / 14.4.2017 / 0 Yorum Yapıldı

ASLI PELİT BUENOS AIRES - Amerika kıtasında koşuşturup dururken, Arjantin’de dört yılı geride bırakmışım. Kuzey Amerikalıların dediği gibi insan ‘eğlenirken!’ vakit uçup gidiyor. Geçtiğimiz dört yılda herhalde burada en çok cevapladığım soru ‘Nerelisin?’ olmuştur, nereli olduğumu söyledikten sonra ise ‘Ay ne kadar uzak, özlemiyor musun ülkeni?’ diyenler herhalde yüzde 99 civarındadır. Her birine büyük bir sabırla özlediğim bazı şeyler (annem, Boğaz, beyaz peynir, balık vs.) olduğunu fakat özünde dünyada yaşadığım üç-beş şehir arasında en az burada yurdumu özleyebildiğimi söyleyince bana ya deliymişim gibi baktılar ya da şüpheli bir gülümseme ve Arjantin klasiği olan tedbirli nezaketle içlerinden ‘Yabancıdır, ne dese yeridir’ dediler. Çoğu Arjantinlinin bizi kendilerine benzetmelerine imkân yok tabii. Bizi Arap zannediyorlar; deveye binen, çölde yaşayan, esmer, kısaca Birinci Dünya Savaşı’ndan kaçıp buraya yerleşen Araplar yani buradaki lakaplarıyla ‘Turco’lar gibi. Halbuki buraya ilk ayak bastığımdan beri, burada tanıştığım tüm Türkler bu konuda hemfikiriz: Birbirimize çok benziyoruz, çok! OPTİMİZM ARTIYOR Dünya Kupası’na bir hafta kala, ortak tutkumuz futboldan başlayalım. Milli takım Pretoria’da kampa girdi, Maradona Fatih Terim ’i aratmayan yorumları ve teknik direktörlüğüyle polemik yaratmakta, anavatandaysa kupa heyecanı çoktan başladı, hem de ne başlamak! Geçen hafta 200. yaş gününü de kutlayan şehirde her yer mavi beyaz bayraklar ve milli takım yıldızlarının olduğu reklamlarla donandı. Hemen hemen tüm işyerleri çalışanlarına Arjantin maçı sırasında her türlü olanağı sağlayacaklarını açıkladı. Yapmasalar o günlerde kimse işine de gitmez, eminim. Arjantin’in ilk maçı sırasında sokağa çıkıp çekim yapacağım, muhtemelen atom bombası düşmüş de herkes buhar olmuş gibi görüntüler elde ederim diyorum. Arjantinlilerin futbol tutkusunu inceleyen bir grup sosyolog ve psikoloğa göre ülkenin katıldığı dünya kupaları sırasında tüm ülkede gözlemlenen bir fenomen var ki, bu da optimizmin artması. Hemen hemen herkes kendini sahaya çıkan 11 oyuncudan birisi olarak görüyor ve bu gururla sokaklarda dolaşıyormuş. Bu sene de insanlar önümüzdeki Dünya Kupası boyunca ne ekonomik krizden, ne politik sorunlardan ne de özellikle Buenos Aires’de dillerden düşmeyen ‘Inseguridad’dan (tehlike ve suçun artması) bahsedecekler. Yaşasın! Hatta bununla da kalmıyor futbol heyecanı: Bazı okullar sınav tarihlerini değiştirirken, bazı mekânlar tamamen kapanacak ve her şey Arjantin’in oynayacağı maçlara göre düzenlenecek. İnsanlar harap olsa da bir ‘seleccion’ turu geçtiği anda tüm bunlar unutulur gider. Burada yaşayan diğer yabancılar inanamıyorlar işlerin duracağına mesela, acayip endişeli ve şikâyetçiler bu durumdan. Ben ise gülüp geçiyorum onların bu haline, ne de olsa alışkınım futbol takımı turu geçince okula gitmemeye, Galatasaray yıllarımdan! 'ALT TARAFI MAAŞ AZALACAK' Peki ya krizler? Arjantin’e bu konuda yaklaşamasak da (Son 35 yılda 15 resesyona girip çıkarak bir rekora imza atmayı başarmışlar) biz de onlar gibi hayatımızı krizlere göre ayarlamayı öğrendik daha çocukken. 80’li yıllarda burada büyüyen her çocuk gibi ben de enflasyon, özelleştirme, kemerleri sıkma ve bir şeylerden fedakârlık etmeyi öğrenmişim. Birkaç hafta önce haberlerde Yunanistan’daki olayları bir grup arkadaşımla seyrederken, içlerinden birinin dönüp “Neden bu kadar büyütüyorlar anlamıyorum, alt tarafı maaşları azalacak biraz, bu da bir şey mi?” (Kullandığı terimler biraz daha sertti, ben terbiyeyi korumak için hafiflettim) demesi ve hepimizin gülmekten yere yatmamız... Bu benzerlik değil de nedir? Ve tabii bir gün bir partiden, ertesi gün başka partiden yönetime giren politikacılar, televizyondaki diziler, yeni yetme pop şarkıcıları, travestiler, bakkallar, manavlar, taksiciler, dolmuşçular, sevgi dolu aileler, mahallede hâlâ top oynayan çocuklar, şehri bırakıp ‘country’lere taşınan yeni zenginler... Liste uzun, sözü uzatmaya gerek yok. Naçizane fikrime göre aramızdaki en büyük fark şu: Arjantin, eğitim düzeyi yüksek bir Türkiye. Buenos Aires ise cahil müteahhitlerin elinde gelişmek yerine, Birinci ve İkinci Dünya Savaşlarında kazanılan paraların zevkli bir mimariye harcanması sayesinde bugün bile o şatafatı koruyabilen, şanslı bir şehir. Bunlar bizi farklı kılıyor ama beni evimdeymiş gibi hissettiren o kadar çok şey var ki genelde yetiyor hatta artıyor bile.